Türk Ceza Hukukunda Hata

Sözlük anlamı olarak hata, yapılanın yanlış olması durumu, yanılma, yanılgı durumunu ifade etse de ceza hukuku bakımından bu hal, failin iradesi ile ortaya çıkan sonucun uyuşmamasında vücut bulur. Hata kurumu, fiili hata ve hukuki olarak ayrıma tabi tutulsa da kastı kaldıran hata ya da kusurluluğu kaldıran hata olarakta ayrılabilmektedir. Fiili hata, dış dünyaya ait bir şeyin olduğundan farklı bir şekilde algılanması halidir. Hukuki hata ise, (haksızlık yanılgısı) normatif dünyaya ait gerçekliğin olduğundan farklı bir biçimde değerlendirilmesi şeklinde ortaya çıkar. Fiili hata bir algılama hatası olarak vuku bulur. Hukuki hata ise değerlendirme hatasıdır. Fail, normun içeriğini bilmemekte veya yanlış yorumlamaktadır. Dolayısı ile de haksızlık bilincine haiz değildir. Bu iki ayrımdan başka kastı kaldıran hata ve kusurluluğu etkileyen hata üzerine değinmiştim. Burada ise önemli olan nokta, yanlış tasavvur edilen fiilin, bağlantı noktasından (yani konudan) kopmasından hareketle hata halinin ortaya çıkmasıdır. Yani hata tipikliğin, maddi şartlarına yani dış dünya ile ilgili hususlarda manevi unsur üzerinde etkili olmakta ve kastı ortadan kaldırmaktadır. Hata, tipikliğin hukuki değerlendirilmesine yani sonucuna ilişkin olduğunda suçun unsurları üzerine değil, kusurluluk üzerine etkili olmaktadır.

Haksızlık hatası Tck madde 4’te yer alan ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılamaz kuralının istisnasını oluşturur. Kanun ilk düzenlendiğinde 2005 yılında, “ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse müeyyiden sorumlu olmaz diyordu. Sonralarda kusurluluk ile bağlantılı bir husus olarak ele alınmıştır. Önemli olan failin fiili işlerken haksızlık bilincine sahip olup olmamasıdır.

Dolayılı haksızlık hatası, izin hatası olarakta geçmektedir. kişi, işlemiş olduğu fiilin bir haksızlık olduğunu bilmesine rağmen mevcut durumda fiili hukuka uygun hale getiren bir nedenin bulunduğunu düşünerek hareket etmektedir. Dolayısı ile de hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu düşüncesiyle hataya düşmektedir. Bundan dolayı doktrinde dolaylı haksızlık yanılgısı olarakta adlandırılmaktadır. Hukuka uygunluk yönlerinde hata aslında TCK’da düzenlenmemiştir. Alman ceza hukukunda düzenlenmiştir (17. Madde) katı kusur teorisi uyarınca failin bu tarz bir hata karşısında eylemin hukuka uygunluğu kabul edilmekle hareket edilir. Basit bir örnekle anlatacak olursak, bir hekimin ötenazi sureti ile hastayı öldürmesi, hekimin durumdan kaçınabilmesi mümkünse haksızlık hatası olarak değerlendirilmeyerek kasten öldürme suçu işlemiş olacak, şayet ötenazi durumundan kaçınabilmesi mümkün değilse hukuka uygunluk değerlendirilmesi yapılmak sureti ile hata yanılgısından yararlanacaktır. Buradaki eylemden kaçınabilirlik değerlendirmesi aslında taksir değerlendirmesi çerçevesinde yapılmaktadır. Bu değerlendirme de ex ante yani fiilin gerçekleştirilmesi anı tam olarak değerlendirme konusunu oluşturur. Doktrinde kaçınılabilir haksızlık yanılgısının 3 koşulunun olduğu öne sürülmektedir; idrak etme imkanı, eylemlediği fiilin idrakında olup olmaması son olarak ise fiili idrak edebilmesi için elinde imkanının var olup olmadığı konusudur. Son koşul için fail, eylemin haksızlık yanılgısı içerisinde kaldığı değerlendirmesini yapabilmesi için bir çaba sarfetmiş fakat yine de güvenebileceği bir fikre ya da kanaate haiz olamamış ise yine haksızlık yanılgısından faydalanır. Yargıtay, bir kararında uzunca zamandır abd’de yaşayan bir türk vatandaşının ülkeye 4 tane silah getirmesinden dolayı bildirim yapmadığından yargılama yapmış ve yapılan yargılama sonucu yapılan hata savunmasına dair yorumunda failin kaçınılmaz bir haksızlık hatası içerisinde olmadığını çünkü, 18 yaşına kadar Türkiyede yaşamış ve eğitim durumunuda göz önünde tutarak, failin sübjektif durum değerlendirmesi yaparak failin haksızlığı idrakı konusunda haksız bulmuş ve cezalandırmıştır. (1. YCGK, E.2014/8-321 K. 2017/412 T. 12.10.2017)

5237 sayılı Kanun ile Tck’nın 4. Maddesinin ikinci fıkrasının ilga edilmesi ile bu kurum, 30. Maddenin dördüncü fıkrasında “işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi cezalandırılmaz” şeklinde düzenlenmiştir. Burada aranılan koşul, failin hatasının kaçınılmaz olması (doktor örneğindeki gibi) ve yanında da failin suçun unsurlarını bilerek ve kasten hareket etmesi ile fiilin hukuk düzeninde meşru bir zemine oturduğu konusunda hataya düşmesidir. Haksızlık bilincinin varlığı için TCK 4’teki anlamında kanunu bilmesine gerek yoktur. Failin fiilinin ahlaka aykırı olması hali ile fiilin hukuka aykırılığı noktasında düşülen kaçınılmazlığı irdelenmelidir. Kanunu yanlış yorumlama da haksızlık yanılgısı içerir. Sıkça verilen ve uygulamada da görülen bir örnek olarak eşin kapısını evlilik birliği içerisinde dövüp kendine hak alanı yaratması suretiyle ceza almayacağını düşünmesi. Diğer bir konu olan hatanın kaçınılmaz olması gerektiği ispat açısından oldukça zor ve kanun tarafından da sınırları çizilmediğinden içtihatlar ile eksikliğin giderilmeye çalışılan bir konudur. Daha önceden de vermiş olduğum yargıtay kararından da görüleceği üzere failin eğitim düzeyi, olay örgüsündeki beklenen davranışları, mesleği, eğitim düzeyi, konumu, uyruğu aslında bize hatanın kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirmesinde kullanacağımız olguları veriyor. Fakat elbette her olayın özü itibari ile bu değerlendirmeyi mahkemeler yapmaktadırlar. Öğretide de bu konu ile ilgili atıfların daha çok taksirin varlığındaki değerlendirmelere kıyasen uygulanması gerektiği şeklinde bir duruş görmekteyiz. (Öngörme ve özen) Tck md 30/4 sonucunda verilen kararın da beraat olmayacağı ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekmektedir. 

Leave a comment