Savunnma Hakkı Bağlamında Kutsallık Atfı

Çağdaş hukuk sistemlerinde ceza muhakemesinin temel amacı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce maddi gerçeğin ortaya konarak varsa mağdurun adalet minvalinde vicdanına nüfuzu fail anlamında ise cezalandırılmasına, aracı olmaktır. Filvaki, işte bu noktada savunma, devletin ilgili norma uymasında ortaya koyulacak iradeyi temsil eder. Burada önemli olan düzenlemelerin odağında insancıl unsurlar bulunmasıdır. Bununla ne demek istiyorum? Örneğin hayvan hakları konusunda ortada korunacak nitelikte bir süje görülemediğinden adaletin ne denli tecelli bulduğunun hepimiz farkındayızdır. Ceza hukuku anlamında işte bu yükü sırtlanacak olan müdafi adı altında avukatlardır. Müdafi geniş anlamda sanığın savunma hakkını etkin şekilde kullanacak kişidir aslında. Gerek savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı yapılacak olan “savunmada” gerekse failin daha az ceza alması gereken suça sübut olayın kritiğinde ya da en basitinden failin cezalandırılmaması gereken konularda, yani maddi gerçeğin dışında kalan hukuki konularda görüşlerini dile getirerek yine maddi gerçeğe çalışır. Müdafilik tekeli yalnızca avukatlara özgülenmiştir. Yük olarak tarif etmemin nedeni iddia makamının elinde arkasında devlet otoritesi ve gücü bulunduğundandır. Fakat yine de dosya yoğunluğundan birçok dosyada müdafinin delilleri toplayıp getirmesinin beklendiğini biliyorum.

Savunma hakkı geniş anlamda yalnızca sanıkla ilgili olmadığı gibi yalnızca ceza kanunları ile de sınırlı değildir. Gerek Anayasamızda gerek İnsan hakları beyannamesinde, gerekse yine Avrupa insan hakları sözleşmesinde ve bilimum uluslararası sözleşmelerde kaleme alınan, kağıt üzerinde, sınırlarının ne olduğunun tartışma götürmediği olgudur. Buradaki çizgi esasen sanığın ifade özgürlüğü olarak görülmelidir. Yine de diyelim ki sanık, susma hakkını kullandı, bu nedenle dahi aleyhine değerlemenin yapılamayacağını “ifade özgürlüğü” ortaya koyar. Türk ceza muhakemesinde müdafi, kamu hizmeti görür vaziyette, neredeyse sanıktan ayrı bir süje olarak kaleme alınmıştır. Müdafi, sanıktan ayrı olarak kanun yollarına başvurabilir, istediği tanığa soru sorabilir niteliktedir. Bunun böyle olmasının nedeni ceza muhakemesi ve daha doğrusu Türk hukukunda ceza ve muhakeme kavramları birlikte düşünüldüğünde özünün gerçeği ortaya çıkarmak olmasıdır. Gerçeği arar; mahkemesi, mübaşiri, savcısı, kollukta ifade alan polisi, müdafisi (temsil fonksiyonundan ayrık tutularak). Müdafi, ne kadar özgür olursa, gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında, müvekkilin çıkarlarını o derecede savunabilir. Gerek avukatlık kanunun vermiş olduğu yetkiler gerekse ceza muhakemesi kanununda kanaatimce yeterince ele alınmıştır. Fakat uygulamadaki ağır aksaklık, çoğu zaman bir takım ortak paydanın zemininden sapmalarına yol açtığı da ortadadır.

Özü itibari ile savunma hakkı, hem bireyim hem devletin bir takım düzenlemelere uymasını sağlayacak olan, denetleyecek olan çarkın düzenli ve yeterli çalışmasını sağlayacak olması bakımından çok özeldir. Savunma hakkının olmayışı, bizi neredeyse yazının bulunmasından öncesine kadar götürür. Savunma hakkı yoksa, kişi zaten bağımsız ve tarafsız mahkeme tarafından yargılanmamış olacak, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme yoksa hukuk devletinden bahsedilemeyecek ve bu minvalde devam edecektir. Tam da bu noktada kanaatimce savunma, güçsüzün ya da iddia makamının karşısında olduğu için değil, adalet nüvesine haiz bir kararın ortaya çıkması için bu hakkın varlığının zorunlu olmasından dolayı kutsaldır. 

Leave a comment