Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısmın onuncu bölümünde malvarlığı suçlarını konu edinmiş ve madde 141 ve 147 arasında hırsızlık suçunu tanımlamakla kalmamış, suçun unsurlarını nitelikli hallerini cezaya etki eden sebepleri düzenlemiştir. Hırsızlık suçunun konusunu ekonomik olarak değer ifade eden hukuki ilişkileri, zilyetliği, suçun konusu yasadışı ürünler dahi olsa yine hukuki anlamda korunmaya değer bulunmuş her türlü şeyi ifade eder. Zilyetlik kavramı medeni hukuk anlamından daha geniş anlamda kullanılmakta olup üzerinde bağımsız tasarruf etme imkanı sunan şeyle arasındaki ilişki olarak ifade edilebilir. Hırsızlık suçunun sona ermesi, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi ile mağdurun o mal için o malı kullanmasının fiilen imkansız hale gelmesi ile ortaya çıkar. Bu tasarruf olanağı mağdurun elinden alınması ile suç tamamlanmış olur. Burada zilyetliğin haklı olması veya medeni hukuk anlamında haksız olması önemli değildir. Malı kendisinden çalınan maliğin hırsızdan taşınır malı tekrar iktisap etmesi haricinde hırsızdan hırsızlayan da o ikili ilişkide ilk hırsıza şikayet hakkını verir. Suça konu olan mal malikin elinden hırsızlanmışsa mağdur kişi burada malın malikidir. Fakat suça konu mal zilyedin elinden alınmışsa burada mağdur zilyet olur, malın maliki kişi ise suçtan zarar gören olarak dosyada yer alacaktır.
Herkes hırsızlık suçunun faili sıfatına haiz olabilir. Suçun maddi konusu ise başkasına ait olan bir taşınır niteliğinde maldır. Eşyanın niteliğinin yalnızca taşınır mallar olduğu kanun lafzından anlaşılmaktadır. Taşınır malın ekonomik niteliği doktrinsel tartışmalara konu olsa da genel anlamda ayrım olarak hırsızlanan şeyin ekonomik niteliğinin az da olsa varlığının şartı ile yalnızca taşınır olması niteliğinin kanun metninde geçtiğinden ekonomik değerinin olmaması hırsızlık suçunun vucüt bulmayacağı anlamına gelmediği noktasındadır. Uygulamada da Türk dil kurumunun aracılığı ile taşınır malın taşınır malın varlığının bütünü olarak kabul edildiğinden ekonomik değer ancak cezada indirim sebebi kaygısı ile tartışılabilmesine imkan sağladığı görülmektedir. Tam da bu noktada sahipsiz mallar gündeme geldiğinde Tck md 160’ta düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu meydana da gelebilmektedir. Ancak fail hakkında da fiilin ve olayın oluş biçimine göre tck madde 30 anlamında hata ile kastın varlığı konusu düşünülebilir. Hırsızlık suçunun taksirle işlenemeyeceğini de kayda geçmek adına burada ifade edebiliriz fakat teşebbüs hükümleri yine olaya göre yorum yolu ile ifade edilebilir nitelikte olacaktır. Hırsızlık suçu malın bulunduğu yerden alınması ile tamamlanır, der kanun. Dolayısı ile malın bulunduğu yerden alınmasına yönelik hareketlerin irdelenmesi, başlangıç hareketlerinin ve suçun tamamlandığı iddiasının yerindeliği tartışılması gereken konulardır. Keza malın bulunduğu yerden alınmasına yönelik başlangıç hareketi yoksa ortada teşebbüste yoktur.
Malın değerinin azlığında verilecek ceza işlenen suç tipine göre değişiklik göstermekle birlikte; yağma, irtikap, zimmet suçlarında cezada indirim, hırsızlık suçu bakımından ise cezada indirimin yanında şartların varlığı halinde hakimin ceza vermeyebileceği de hüküm altına alınmıştır. Burada malın değerinin azlığını gerek yargı kararları anlamında inceleyeceğim. 2005 yılından sonra kanun özellikle yağma suçunda indirim ile ilgili amir hüküm yerine hakime takdir yetkisi tanıyarak her olayın kendine özgü yoruma gerekçelendirilmesi ile ilgili duruş sergilemiştir. İndirim ile ilgili temyizen görevli olan Yargıtay 6. ceza dairesi, istikrarlı şekilde malın değerinin azlığının yanında failin hırsızladığından daha fazlasını alabilme imkanı varken azına tamah etmesini yapılacak indirim için şart koşmuş süregelen zamanla birlikte diğer Yargıtay daireleri de bu şekilde bakış açısı kazanmıştır. Dolayısı ile failin değer azlığı indiriminden faydalanabilmesi için her ne kadar kanunda yazmasa dahi hem malın değerinin az olmasına bunun yanında da sanığın yalnızca gereksinimi kadar almasını beklemektedir. Bu noktada kanunilik ilkesi esasen gözardı edilmektedir. Çünkü gerek tck 150/2 de gerekse hırsızlık ile ilgili uygulanacak indirim sebeplerinde (tck 145) böyle bir ayrımın yapılmadığı görmekteyiz. Yine de gerek ilk derece yargılamalarında gerekse temyizde olayın işleniş biçimi, malın ekonomik değerinin tespiti, paranın alım gücü, mağdurun, failin ekonomik durumları yine failin özgülenen kastı yapılacak indirimde göz önünde bulundurulan konulardır.

Leave a comment